Newsletter

Ankara Günlükleri Vol.1

Üniversite hayatımı noktalamam ile arkama bakmadığım kaçtığım Ankara’ya yaklaşık 7 yıl sonra güle oynaya arkadaş özlemi ile yanıp tutuşmak sureti ile geri döndüm. Ve kendimce bunu da ‘özgürlük’ olarak nitelendiriyorum. Nefret gibi benzerlikler içeren duygularla kaçtığın bir yere sırf eğlenmek amacı ile yeri dönmek hayata ‘naniiiik!’ yapma şekillerinden biri işte! :) Ve bu defa ellerimin beş parmağını açıp, burnuma dayayıp hareketi yapan benim.

En değerli arkadaşlarımdan biri ‘hatta erkek olarak tek olan’ biricik arkadaşım Ankara’nın en ‘in’ mekanlarından birinin ortağı olunca ve bu ziyaret de onu görmek amacı ile gerçekleştirildiğinden zamanım çoğunun bir pub da sadece yiyerek ve içerek geçtiği gerçeğini buradan paylaşmasam da tahmin edilecek kadar belirgin sanırım :)

Mekanımız; SEKANS Pub. Geniş mi geniş içecek ve yiyecek menüsüne sahip, hatta  Facebook sayfası bile mevcut. Gerçekleşen programları oradan da takip edebilirsiniz. Kahvaltıdan, aperatiflere oradan güveçe oradan hooop Manhattan Chicken’a derken yuvarlanmadan İstanbul’a dönebildiğim için bir hayli mutluyum :)

Sekans Pub

Hava tam da kendisine yakışan şekilde 50 saniyelik sağnak yağışlarının ardından açan güneşi ile bir yıkayıp kuruttu. Ve o pis ayazı halen yerindeydi. Saç telimden ayak parmağıma kadar üşümüş olabilirim. ‘Gitmeden hava durumunu kontrol etmedin mi?!’ diye sorup bir güzel de şaşıranlara  gelsin; elbette evet. Fakat ‘ne zaman tamamen doğru tahminler olduğunu gördük ülkecek’ diye de bir de ben sorayım :)

Tabi ki akıllı bir insan olduğumdan olsa gerek, kafamı kapatıp yağmurdan ıslak kediye benzememi engelleyecek büyük kapüşonlu yeşil parkam ( burada yazar yeşili özellikle vurguluyor :) ) ve üzerinden suyu bir kaymak misali akmasına izin veren deri pantolonumun küçük valizimde yer alması ile tüm Ankara’nın beni havası ile rezil etmesine baya bir hava attım. Oooh!

Evet evet takı denen şeyi çok seviyorum!/Yes, yes I love jeweleries!

Kimono(msu) ceketim Ankara’da yaşarken çok sık ziyaret ettiğim Ertuğ Pasajı’nda yer alan ikinci el butiğinden. Bir adı olduğunu sanmıyorum lakin yıllarca hiç görmedim Ama ‘Ahmet Abi’nin Yeri’ diyebiliriz :) Markası H&M, yani bu butik artık ihraç fazlası ürünlerden satmaya başlamış. Ben de denedim, denedim denediiim ve azıcık(!) alışverişimi yapıp, yılların Ahmet Abi’sine saygılarımla birkaçyıl sonra görüşmek adına oradan ayrıldım. Burada gördüğüm bir pantolonu alamadığım için gece uyumadığımı biliyorum :)

Benim için tarzımı en sıkı belirleyicisinin ‘aksesuarlar’ olduğunu az çok anlamışsınızdır sanırım. Seviyorum, çok seviyorum :) (burada bir kahkaha sesi girmeyi çok isterdim)

Soldaki fotoğraf geri kalan 2 günümün nasıl geçeceğinin sinyalini veriyor mu acaba?

Jager?

 Ceket-Jacket&Tişört-Tee&Dolgu Topuk Bot-Wedge boots: H&M /Deri Pantolon-Leather Trouser: Kendi Tasarımım-My Design / Accesories: Koton 

LEAVE A COMMENT